La casa de papel | inceleme | yorum | konusu

0
3277

Patlatın mısırları, demleyin çayları, telefonu da sessize alın.

Soygun temalı film veya dizileri seviyorsanız Oceans serisinin pabucunu dama atan bir Netflix yapımıyla tanışmanızın vakti gelmiş demektir.

“La Casa De Papel” çok düz bir tercümeyle “kâğıt evi” gibi bir anlama geliyor. Öte yandan eskiden dilimizin argosunda da para anlamına gelen “papel” kelimesi aslında bahsedilenin darphane olduğu konusunda bir ipucu vermekte.

İspanyol yapımı olan dizimiz bir grup suçlunun İspanyol Darphanesinde gerçekleştirdikleri soygunun hikâyesini anlatıyor. Aslında daha başlangıçta dizinin önümüze koyduğu kocaman sorular var. Bu gerçekleştirilen bir soygun mu, kahramanlarımız(!) hırsız mıdır? Böyle bir soru gündeme geliyor çünkü ekip darphanedeki paraları çalmanın peşinde değil, aksine darphaneyi çalıştırarak para basıyorlar.

Gelin bu konu üzerine biraz beyin fırtınası yapalım. Mesela benim aklıma gelen sorular şunlar.

Darphanede yeni para basarak bunları alıyorsanız yaptığınız hırsızlık mıdır? Kimin parasını kimden çalıyorsunuz?

Örneğin yolda bir deste para bulsanız ve cebinize atsanız bu da hırsızlık sayılır mı yoksa sadece şanslı mısınızdır?

Devleti mi soyuyorsunuz, ama devlet avro kullanıyor yani bütün AB’den mi çalmaktasınız? Peki, ama ortada daha önce olmayan bir şeydir aldığınız, yani sizin darphaneye girmeniz ve para basıp çıkmanız arasında devletin kasasından bir avro eksilmiyor, buna ne diyeceğiz?

Piyasaya fazladan avro girince avro’nun değeri düşüyor argümanı geliyorsa aklımıza, bir ülkede kullanılan paranın değerini düşüren kararları veren siyasiler hırsız mı oluyor? Görüldüğü üzere yazı tehlikeli bir yere gitmeye başladı, uzatmayalım daha yeni bir zam gelmeden bu yazıyı bitirip arabama benzin alacağım.

Kendi paramı kendim basarım gibi bir fikir üzerine kurulu La Casa De Papel daha ilk bölümlerden sinema tarihine geçmiş birkaç başarılı soygun filmine selam gönderiyor. Soyguncularımız tıpkı “Rezervuar Köpekleri”nde olduğu gibi rumuzlar/lakaplar seçiyorlar kendilerine. Şehir isimlerinden seçilen bu isimler çerçevesinde kimse bir diğerinin gerçek ismini ve hikâyesini bilmiyor, anonim olmak ekibin en sıkı sıkıya bağlı olduğu kurallardan birisi.

İçerdeki Adam filmini hatırladığımız sahnelerle de karşılaşıyoruz. Tüm rehineleri kendileri gibi giyinmeye zorlayan, üzerlerindeki tulum ve maskeleri bir çeşit üniformaya çeviren soyguncularımız, rehinelerimizin eline gerçek görünümlü sahte silahlar tutuşturmayı da ihmal etmiyorlar.

Belki daha önce başka dizileri o buradan alıntı bu buradan aşırılmış diye eleştirirken yukarıdaki benzerlikleri neden “selam gönderme” diye tanımladığımı merak etmişsinizdir. Seyrettiğinizde göreceksiniz, gerek hikâyenin anlatım tarzı, gerek çizilen karakterlerin gücü ve gerekse senaryonun zekâsı tüm bahsettiklerimi basit birer detay kılıyor.

La Casa De Papel öyküsünü geriye doğru anlatmayı seçmiş.  Tüm olup biteni ekipte yer alan Tokyo rumuzlu kadının ağzından dinliyoruz. Hikâye üç ana koldan izleyiciyle buluşuyor diyebiliriz. Bir tarafta soygun sırasında yaşananlar, bir tarafta her şeyin planlayıcısı “üst akıl” Profesör ve onun polis güçleriyle oynadığı akıl oyunları ve son olarak da geriye dönüşlerle anlatılan soyguna hazırlık süreci.

Birbiriyle mükemmel bir şekilde harmanlanan bu anlatım tekniği seyirciyi koltuğuna hapsederken her bölümle beraber birçok sırrın ortaya çıkmasını, neyin niye yapıldığı gibi izlerken akla gelen soruların çözülmesini sağlıyor. Tabi her bölüm verdiği cevaplar kadar yeni gizemlerle baş başa bırakıyor sizi ve siz de o gün yapmayı planladığınız ne varsa erteleyerek sonraki bölümü izlemeye başlıyorsunuz. Bu anlamda iki bölüm seyredeyim sonra ders çalışırım, evi temizlerim, ya da çamaşır bulaşık hallederim gibi hedefleri olanların uzak durmasını tavsiye ediyorum.

Dizide etkileyici bir diğer nokta ise neredeyse başrol yerine bir sürü başrol olduğu gerçeği. La Casa De Papel olayın gerek soyguncular gerekse güvenlik kuvvetleri tarafında yer alan canlı ve güçlü karakterlerle çok boyutlu bir öykü izleme şansı veriyor. İzlerken detaycılığına hayran kalacağınız soygun planı hayata geçirilirken elbette kâğıt üzerinde olduğu kadar kusursuz işlemiyor. Planlar bozuluyor çünkü tıpkı Tokyo’nun dediği gibi “Her şeyi kaybetmeye çok yakındık, nedenini sorarsanız bir aşk hikâyesi yüzünden derim. Sonuçta her şeyin mahvolması için aşk iyi bir nedendir”

Dizinin başına oturduğunuzda sizin de fark edeceğiniz üzere çok tanıdık simalarla karşılaşmıyoruz. Öte yandan oyunculuklar adına şapka çıkarmanın ötesinde yapacak bir şey kalmıyor izleyiciye. Karakterleri canlandıranlar ilmek ilmek örülmüş senaryoda suç öğesine eşlik eden baba oğul, yasak aşk, sorunlu evlilikler gibi farklı duygusal dinamikleri seyirciye geçirmekte zorlanmıyorlar.

İyi ki suç dünyasına bulaşmaya kalkmamış da dizi yazıyor diyeceğimiz yaratıcımız Alex Pina, aslında La Casa De Papel’i İspanyol televizyon kanalı Antena 3 için yaratmış olsa da dizi gördüğü büyük ilgi üzerine 25 Aralık 2017’de Netflix’e geçmiş. Torrent dünyasından diziye ulaşmak isteyenler için önemli bir detay, dizinin alt yazıları ağırlıklı olarak 13 bölüm üzerine öte yandan dizinin orijinali ise dokuz bölüm. Aradaki fark Netflix’in bölüm süreleri üzerinden gerçekleştirdiği düzenlemenin sonucu, diziyi indirirken dikkat etmek gerekiyor.

Son olarak iyi haber, Netflix üyeliğim yok diye üzülmeyin. Dizi, ilgili sitelerde birinci ve ikinci sezonuyla tıklamanızı bekliyor.

YORUM GÖNDER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin