Dünya’daki 5 Korkunç Bölge!

0
230

5: Okinawa’daki Yeraltı Mezarlığı

İkinci Dünya Savaşı, Okinawa adasında birçok yeraltı sığınağının yapılmasına şahit olduştur, fakat bunlardan özellikle bir tanesi korkunç bir geçmişi sahiptir. Japon Deniz Kuvvetleri’nin Okinawa Bölge Merkezi, Okinawa Donan Üssüne tepeden bakan dağ kenarının içinde yer alan 500 metre uzunluğundaki tünellerin içerisinde inşa edilmiştir. Tünel 1950’lerde açıldığında 6.000’den fazla Japon askerinin kalıntıları bulundu.

Peki neden? Birleşik Devletlerin deniz güçleri Haziran 1945’te Okinawa’ya çıktığında Amiral Minoru Ota -Oroku Yarımadası kuvvetlerinin komutanı- bütün güçlerine kendilerini öldürmelerini emretti. Sığınağın içindeki 6.000 askerle birlikte kendisi de ölürken, salt emre uymayıp da Amerikalılarla umutsuzca saldırıya geçen birkaç kişi de oldu. El bombalarından kaynaklanan hasar ise hala iç duvarların üzerinde görülebiliyordur.

1970’ten beri merkezlerin çoğu halka açılmıştır.

4: Roopkund’daki İskelet Gölü

Hint Himalayaları’nda 6.000 metre irtifada bir futbol sahasından daha küçük boyutta bir göl var. Sahil şeridi boyunca en az 600’den fazla bireyin iskeletleri bulunuyor. Hiç kimse onların kim olduğu, orada ne yaptıkları ya da nasıl öldükleri konusunda bir şey bilmiyor.
Bulunduğu yer öyle ulaşılmaz bir yer ki, bütün teoriler suya düşüyor.

Son yapılan çalışmalar buldukları yanıtlar kadar yeni sorular da üretiyor. Karbon tarihleme yöntemiyle, 40 yıllık yanılma payıyla 950 yılı civarlarında öldüklerini biliyoruz. 36 tane iskeletten alınan DNA örneklerinden gelen sonuçlarla en azından iki değişik etnik grup olduğuna eminiz. Kısa boylu olan kabiledekiler olasılıkla hamaldı, daha uzun boylu adamlar ise Maharaşta’dan. Çoğu yetişkin adam olmakla birlikte aralarında kadınlar hatta bir kaç tane genç bile vardı. Herhangi bir silah bulunmadığı gibi onların sıradan insanlar olmadığına dair de herhangi bir kanıt yoktu.

Bir şehir efsanesi oradaki bütün kişilerin tam olarak aynı nedenden dolayı öldüğünü söylemekte: Kafataslarına sert bir darbe almaları onların sıradışı bir güce sahip olan tipi ile öldüklerini belirtmektedir. Yine de, sadece bir çalışma böyle bir sonuca ulaşmıştır ve kafatasların birçoğu böyle bir tür darbe izine sahip değildir.

Bu kadar büyük bir grubun böylesine uzak bir yerde bulunmasına ilişkin olası bir neden onların 12 yılda bir Nanda Devi adlı Tanrıçanın takipçileri tarafından uygulanan hac yolculuğunda olmalarıdır. Peki ama nasıl öldüler? Donma ya da çığ pek olası değil, hac kışın yapılmıyor, Roopkund Gölü de dağın tepesine çok yakın bu yüzden çığ felaketlerinden kaynaklanmış olamaz. Salgın, savaş, toplu intihar ya da büyük dolu taneleri de bu durumda da dışlanmamalı. Kemikler henüz bütün sırlarına ortaya dökmüş değil.

3: Capuchin Manastırında Sergilenen Ölüler

Belki de dünyadaki en korkunç yer Sicilya’daki Capuchin Manastırı’nın yeraltı mumya mezarları olan Catacombe dei Capuccini. 1731’de, Capuchin rahipleri atalarının birkaç binini yeniden konuşlandırdığında kurulan bu Manastır sadece duvarlarda ve tavanlarda sanatsal bir şekilde kemiklerin dizildiği küçük türbeleriyle değil, mumyaların mezarlıkta çeşitli korunma biçimlerinde bulunmasıyla da ünlüdür. Sergilenen 9.000 civarı mumya adamlar, kadınlar, bakireler, çocuklar, papazlar, rahipler, profesyoneller şeklinde kategorilere bölünmüştür. Birçoğu sanki yaşıyormuşçasına durmaktadır, kimi mobilyanın üstünde, kimi de çeşitli şekillerde giydirilmiştir. Mumyalama burada daha üst düzeylere yükselmiş. Bunu 1940’de ölen 2 yaşındaki bir kızın mumyalanıp camdan bir kutuda sergilenmesiyle hala canlı kanlı görünmesinden korkunç manzarayı anlayabiliyoruz.

Skeptoid’de en çok yanıtlamak istediğimiz soru bütün bunların neden olduğudur? Bu acayip –bazılarına göre iğrenç- gösterimin amacı nedir? İlginç olansa, bu basit sorunun tatmin edici bir yanıtı Capuchin’in ya da dindar kesimin verdiklerinden son derece uzaktır. Onların açıklamaları kişiyi sinirlendirecek şekilde karışıktır. Cesetler yaşamın kısalığının bir göstergesidir, ya da yaşayanlar, sevdikleriyle aralarında bir köprüdür. Capuchin’den gelen resmi yanıt “Ölüm zamanın kapılarını kapatır, ve ebedi olanları açar.” Kendim de amatör bir tarihçi olarak, böylesine sağlıksız bir hayranlığa duyulan basit bir tutkunun, bu mezarların yer alabilmesi için az da olsa bunlara sebep olduğu sonucuna da varmaktan kendimi tutamıyorum, çünkü doğru düzgün bir açıklama bile yapılamıyor. Bu tür görüntülerin dünyada çok nadir olması hiç şaşırtıcı gelmiyor.

2: Pomuç Mezarlığında İskelet Temizliği

Kuzey Yukatan yarımadasındaki Pomuç Mezarlığı tıpkı diğer herhangi bir mezar gibidir, eğer her Ekim ayı sonuna doğru olup bitenleri saymazsak tabi. Ölünün akrabaları bedenleri dışarı çıkarır, kemikleri tabutlardan alırlar, yeniden gömmeden önce de fırçalayıp temizlerler.

Bu Katoliklik ile Maya geleneklerinin merak uyandırıcı bir karışımıdır. Bunları yapan Meksikalı Mayalardır, ve Ölüm gününü -la Dia de los Muertos- gözlemlerler. Meksikalı Cadılar Bayramı olarak bilinen bu günde ayrılmış olan ruhların aileleri tarafından karşılanabilmeleri için geri döndüklerine inanılır. Çocukların ruhları 1 Kasım’da, yetişkinlerinkiyse 2 Kasım’da dönmektedir. Onları onurlandırmak ve unutulmadıklarını göstermek için, Mayalar onların kemikleri saygılı bir şekilde temizlerler. Mayalara göre bu yapılanlar bir aile üyesinin giyinmesine ya da yıkanmasına yardım etmek gibi bir şeydir. Bir yaşlının da söylediği gibi, “Ölülerden korkacak hiçbir şey yoktur, biz asıl yaşayanlardan korkmalıyız onlar öldürür ölüler değil.

1: Zerdüşt Sessizlik Kuleleri

Dünya’daki en eski dinlerden biri olan Zerdüştlük İran ile Hindistan’ın bazı bölgelerinde hala uygulanmakta. Bugüne kadar, onlar ölülerini “dakhma” dedikleri sessizlik kulelerine yerleştirirler. Bu büyük taş kulelerin bir dış duvarı var, bunun içindeyse ortadaki çukuru çevreleyen dairesel bir platform var. Platformun üstünde, gelebilecek hayvanlardan güvenli olarak, herhangi bir hazırlık yapmadan başları duvara ayakları da ortadaki çukura denk gelecek şekilde ölüler yatırılır. Öldüklerinde üstlerinde ne varsa onla yatırılan bu ölüler sıcak güneşin altında çürür. Sanki düzinelerce insan içeriye yürüdükten sonra yere yatıp hepsi ölmüş gibi görünmektedirler.

Bir yıldan daha fazla kalan bedenler ortadaki çukura doğru yollanılır, ve kemiklerle kalan giysi parçaları büyük bir yığın haline gelir. Rüzgar, yağmur ve zamanın bir etkisiyle kalıntılar kömür ile kum süzgeçlerinden geçirilir ve en sonunda denize doğru sızar. Arada bir özel bir tabut taşıyıcısı da bir şekilde orada kalmış “dakhma”ları temizlemek ya da ayrılmamış kemikleri boşaltmak için oraya rahatlıkla girebilir.

Bu tüyler ürpertici uygulamanın yapılış nedeni Zerdüşt geleneğindeki ölen bedenlerin temiz olmaması anlayışıdır. Onların herhangi bir hayvanı ya da toprağı kirletmesine izin verilmemelidir. Bu yüzden hızlı bir şekilde yükseğe yerleştirilirler ve engel olmaksızın dışarıyla olan etkileşimleri de kesilir.

Burada acayip görünen şey aslında temizlik üzerine olan titizliktir, ya da en azından böyle bir niyet bulunmaktadır. Teknik olarak “dakhma”lar 1980’lerden beri yasadışı olsa da bu uygulamalar resmi olmayan yollarla sürdürülmektedir.

 

YORUM GÖNDER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin